Bir zamanlar bilgisayarlar odalara sığmıyorlar, ağırlıkları tonlarla ifade ediliyordu. Oysa insanlar hep özgür olmak istediler. 41 yıl önce bir Xerox çalışanı Alan Kay, hayallerini kağıda döktü... Ve o hayallerden bugünlere gelindi.
Geçtiğimiz yıl Amerika’nın en baba teknoloji dergilerinden biri olan Wired, dizüstü bilgisayarların 40. yılını biraz erken de olsa kutlamıştı. Sorun şu... 1968 yılında her şey bir fikirden ibaretti. Ortada ele gelir bir şey yoktu. İlk taşınabilir bilgisayar 1981 yılına kadar piyasaya çıkmadı. 1982’de de ilk dizüstü geldi. Birkaç yıl önce de Alan Kay’in 40 yıl önceden öngördüğü gibi ağırlığı 900 gr. kadar olan netbook’larla tanıştık.

Alan Kay, 1968 yılında Xerox PARC’ta çalışıyor ve her yere rahatlıkla taşınabilen bir bilgisayarın planlarını yapıyordu. Bilgisayarların odalara zorla sığdığı o günlerde bu bir fantazi gibiydi. Ancak o adını Dynabook adını verdiği projesinin ilk taslaklarını çizdi. 9x12” boyutlarında 0.75” kalınlığında olan Dynabook, yerleşik klavyesiyle birlikte ne bir tablet, ne de notebook gibiydi. Bildiğim kadarıyla Kay’in çizdiği bu ürüne uzaktan yakından benzeyen bir ürünün tasarlandığını ve piyasaya çıktığını, haydi en azından bu boyuta yaklaşılabildiğini de hatırlamıyorum. Aslında günümüz telefonları Kay’in tasarımına çok daha yakın ürünler...

İlk taşınabilir bilgisayarlar Osborne1’di. Tarihler Nisan 1981’i gösterirken 4MHz Z-80 işlemci, 64 KB RAM, 2 floppy sürücü, her satıra 52 karakterin geldiği 24 satırlık 5” ekranıyla yaklaşık 12 kiloluk Osborne1 ile tanıştık. Küçük bir valiz gibi duran bilgisayar Adam Osborne tarafından tasarlanmış ve 1795 dolar gibi bir fiyatla pazarda yerini almıştı. Bilgisayarla birlikte SuperCalc, WordStar, Microsoft MBASIC, and Digital CBASIC gibi yazılımlar bedava olarak geliyordu.
Ancak, Osborne1, 120 V 60 Hz AC elektrik gücüyle çalışıyordu. Ancak sonradan takılabilen ve bir saat dayanabilen bir pil sistemi de mevcuttu. Floppy sürücülerin altında yer alan gözler tek taraflı, single density 5 ¼” disklerinizi saklamanıza ve bilgisayarınızla birlikte taşınmasına yardımcı oluyordu. Osborne1 büyük bir satış başarısı yakaladı ve ayda 10.000 adet sattı. Daha sonra tasarımı geliştirildi, yenilendi ve 220-240 V 50-60 Hz AC güç kaynağını destekleyen modelleri de piyasaya çıkartıldı. 1982’de 80 satırlık 7”lik amber ekranı ve 2495 dolarlık fiyatıyla büyük sükse yaptı. Ancak ağırlığı neredeyse 15 kiloya yaklaşmıştı.

Osborne1’e il rakip Non-Linear Systems’den Kaypro Corporation imzasıyla Kaypro II olarak geldi. Osborne’la hemen hemen aynı gibiydiler ancaki Kaypro II, 2.5 MHz işlemci, alüminyum bir kasa ve 9”lik ekrana sahipti. Kaypro zaman içinde birçok model çıkarttı. Nitekim Kaypro 10’lar sabit diske sahipti.

CP/M, kişisel bilgisayarların o güne kadar en yaygın şekilde kullandığı işletim sistemiydi. Ta ki, 1981’de IBM ilk PC’yi çıkartana kadar... Bu CP/M’in sonunun başlangıcı oldu. IBM, kişisel bilgisayar pazarından çok emin değildi. İşletim sistemi geliştirme masraflarından kurtulmak için üç ayrı şirketle anlaşma yaptı. Bunlar Digital Research’ten C/PM-86-, UCSD’den p-system ve Microsoft’tan PC-DOS’tu.
Compaq Computer Corporation, Kasım 1982’de ilk IBM uyumlu taşınabilir bilgisayarı piyasaya çıkarttı. Osborne1’in tasarımından çok uzak bir tasarımı yoktu doğrusu. Ama fiyatı 3590 dolardı. Yani Osborne ve Kaypro’nun neredeyse iki katı kadar... Ancak Compaq Portable’ın bir özelliği vardı. Grafik kartı ve dahili ekranı yüksek çözünürlüklü yazı (640x350) ve CGA grafiklerin (640x320) üstesinden gelebiliyordu. Bu başlangıçtan sonra Compaq, masaüstü bilgisayar, lunchbox portable, sunucu ve notebook’lar arasında bir köprü oluşturdu. Ta ki, HP ile birleşinceye kadar... IBM, Compaq ile rekabet etmek için 13 ay sonra IBM Portable PC’yi piyasaya sürdü ama sonuç nafile oldu.

1982’de piyasaya çıkan Grid Compass, ilk notebook olarak kabul edilir. İstiridye kabuğu tasarımı, kişiye özel işletim istemi, 320x200 ekranı, yaklaşık 5 kilo kadar ağırlığı ve 8000 dolarlık fiyatıyla “notebookların babası”ydı.
Bir yıl kadar sonra, rekabete Gavilan SC ve Sharp PC-5000 katıldı. Gavilan fiyat olarak Grid’in yarısı kadar olmakla birlikte işletim sistemi olarak da MS-DOS kullanıyordu ama IBM PC uyumluluğu tam değildi. Sharp daha fazla IBM uyumlu idi ve veri saklama için Grid gibi “bubble” hafıza kullanıyordu. Ancak her iki notebook da tam boy ekrana sahip değildi.

Kasım 1981’de Epson HX-20 piyasaya değişik bir alanda kullanılmak üzere sunuldu. 1983’e kadar büyük bir satış yakalayamadı. Tam boy klavye ve TRS-80 Model 100’e benzeyen bir biçimi vardı. Tekrar şarj edilebilen NiCad pili ve yerleşik termal yazıcısı bulunuyordu. 20 karakterlik 4 satır gösterebiliyor, dosyaları da opsiyonel olarak satılan mikro kasetlerde saklıyordu.
HX-20’nin pazarda yavaş olması Kyocera’ya başka bir şey tasarlama fırsatı verdi. Radio Shack’in ortak şirketi olan Tandy, kendi sürümü olan Kyocera Kyotronic 85’i 1983 yılında piyasaya çıkarttı (tekrar paketlenerek Olivetti ve NEC tarafından da satıldı). TRS-80 Model 100 bir gazetecinin rüyasıydı. Hem taşınabilir bir kelime işlemci, hem de 499 dolar fiyat herkesi mutlu etmişti.
Model 100 tam boyutlu bir klavye, daha kullanışlı 40 karakterlik 8 satır ekranı, yerleşik kelime işlemci yazılımı, Microsoft BASIC ve 300 baud modemiyle geliyordu. AA alkalin piller sayesinde 20 saat kadar çalışabiliyor, telekomünikasyon yazılımı ile kelime işlemci dosyalarını başka bilgisayarlara gönderebiliyordu. PC World, onu bütün zamanların en büyük 25 bilgisayarı ve 10 en önemli dizüstü bilgisayar arasında değerlendiriyor.
Her ne kadar IBM taşınabilir PC uyumluda ilk olmasa da, IBM PC Convertible PC uyumlu notebooklar arasında ilk olanlardan biriydi. Piyasaya 3 Nisan 1986’da çıktı ve IBM’in ilk 3,5” floppy sürücüsüne sahipti. 6 kilo kadar ağırlığı ve CGA (640x200) ekranıyla dikey bir sıkıştırma yapıyor, grafiklerin biçimini değiştiriyordu.
PC Convertible’da dahili modem için bir yer vardı ama sabit diske yer bulunamıyordu. Ayrıca “ara verme” moduyla bilgisayarı tamamen kapatmak yerine “uyutuyor” uzun süren ağır floppy tabanlı boot işlemlerinin kesintiye uğramasını engelliyordu.
Tüm bunlara karşın PC Convertible pazarda çuvalladı. Çünkü büyük ve ağırdı. Ayrıca standart PC portlarına sahip değildi. Seri ve paralel portlar bilgisayarın arkasına modüller sayesinde ekleniyor bu da bilgisayarın boyutlarını biraz daha büyütüyordu. Yazıcı için de ayrı bir modül bulunuyordu.
1986’nın sonlarına doğru Toshiba T1000 ile tanıştık. Bu ürünle Toshiba notebook alanında liderliğe adım atıyordu. PC Convertible’ın aksine, bilgisayara yerleşik seri ve paralel portları vardı, NVRAM disk destekli idi ve ROM’unda MS-DOS 2.11 bulunuyordu. 3 kilodan biraz fazla ağırlığıyla IBM’in canavarının yarısı kadardı. PC Convertible’a kalan tek şey floppy sürücüydü.
İlk notebooklar, CGA ekranlar ve göreceli olarak ağır işlemcilerle anıldılar. Ancak VGA (640x480) ekranla gelen ilk notebook olan Compaq SLT/286, 1988’te piyasaya çıkınca dengeler bozuldu. 12 MHz 80C286 işlemcisi, 20 MB sabit diski, uçak yolculuklarında servis tepsisine sığabilen 8,5” derinliğiyle çok iyiydi ama çok kalın ve ağırdı. Yaklaşık 7 kilo kadardı ve klavyesi masaüstünde kullanılmak için ayrılabiliyordu.
Compaq 1989’da daha ince ve hafif olan LTE ailesiyle bir adım daha ileri gitti (bir adım da geri)... Ancak VGA’den vazgeçmiş ve CGA’e dönmüştü. Apple’ın ortalarda olmadığı o günlerde Mac kullanıcıları arasında bu model pek bir popüler olmuştu.

Macintosh Portable, Eylül 1989’da piyasaya çıktığında büyük, ağır ve pahalı olduğu için büyük eleştiri aldı ancak Toshiba’lar, Compaq SLT’ler ve NEC UltraLight’larla kıyaslandığında “büyük, ağır ve pahalı” değildi.

Rekabet bir yana, Portable’ın aktif matriks 640x480’lik ekranı, 10 saatlik pili, trackball’u ve MacOS işletim sistemi bulunuyordu. 12 MHz 286 işlemci kullanan en son model DOS notebook’ların yanında 16 MHz’lik işlemcisi bir devrim niteliğindeydi.
Floppy sürücüsü olmayan ilk Macintosh 1998’te çıkan iMac değildi. 1991 Ekim’inde çıkan PowerBook 100 floppy sürücüsü olmayan ilk Mac’ti. Apple Mac Portable’ı küçültmek için Sony ile anlaşmıştı. Böylelikle boyutlar 8,5”x11”e düşerken ağırlıkta 2 kilo 600 gram oluyordu. Ağırlığı azaltmak için floppy sürücü aksesuar olarak makineden ayrılmıştı. Birçoğu daha büyük, daha güçlü ve daha pahalı PowerBook 140 ve 170’i seçmelerine rağmen, en sonunda Mac kullanıcıları da Compaq SLT 286 kadar kullanışlı bir dizüstü bilgisayara kavuşmuşlardı . Bu modellerle sunulan trackball tasarımı birçok notebook’un aynı uygulamayı kopyalamalarına neden oldu.
PowerBook 165c, Şubat 1993’te piyasaya çıktığında “256 renki destekleyen ilk notebook” ünvanına kavuştu. PowerBook 500 ailesi (Mayıs 1994) ilk trackpad, yerleşik ethernet, stereo hoparlörler, 16-bit stereo ses sistemi, genişleme modülü ve otomatik uykuya geçme özelliklerine sahipti. Titanyum PowerBook G4 (Ocak 2001) ise dünyanın en ince notebook’u olarak biliniyor. Bugünlerde MacBook Air, klavye ya da ekranı küçültmeden nasıl daha ince ve hafif bir Apple yapılacağının kanıtı.
7”lik netbook’lardan 18”lik devlere kadar notebook’lar, kelimenin tam anlamıyla masaüstü bilgisayarların yerini alıyorlar. Bugün, 12” ve daha küçük netbooklar, enerjiyi adeta yudumlayan işlemcileriyle son derece popüler. Ancak Intel’in netbook’larda kullandığı Atom işlemcilerle ilgili yeni bir siparişte bulunmaması herkesi düşündürüyor. Çünkü endüstri çok az kar marjı olan ve rekabetin yoğun olduğu netbook’lara pek sıcak bakmıyor.
Netbook’ların yanı sıra Sony’nin P serisiyle öncülüğünü yaptığı yeni segment boyutları daha da küçülteceğe benziyor. Ancak iki önemli handikapı aşmak gerekiyor. Bunlardan biri görsel kalite... Yani gözünüzün sürekli üzerinde olduğu ekran, renkler, parlaklık ve netlik... Ekranı bir gözlük gibi kullanabildiğiniz çözümler var ama bunları kullanmak ne kadar rahat tartışılır. Ancak geleceğin taşınabilir bilgisayarlarını bir gözlük gibi takacağınızdan kuşkunuz olmasın... Hem görsel, hem de işitsel olarak bu gözlük cebinizde yer alan bilgisayara Blu-Tooth ya da radyo frekansı ile bağlanacak. Söylediklerinizin bilgisayar tarafından algılanabilmesi sayesinde, boyutların büyüklüğünde önemli rol oynayan klavyenin ortadan kalkacağına inanıyorum. Dolayısıyla veri girişleri ve komutları sizin sesinizi tanıyan ve sadece sizden emir alan bilgisayara sözlü olarak yapacaksınız. Çok uzak değil, bir 5-10 yıl içinde bilgisayarlar için giysilerinizde özel bir cep bile olacak.